Toplumsal stresin artmasıyla birlikte yükselen mental sağlık hizmeti talebi, geleneksel psikiyatrik tanı yöntemlerinin sınırlarını gözler önüne seriyor. Klinisyen görüşmeleri ve hasta beyanlarına dayanan mevcut yaklaşımlar, subjektif önyargılara ve uygulayıcıların değişken deneyim düzeylerine açık durumda.
Bu soruna çözüm arayan araştırmacılar, beyin dalgalarını ölçen elektroensefalografi (EEG) ve beyin kan akışını izleyen fonksiyonel yakın kızılötesi spektroskopi (fNIRS) teknolojilerini kullanarak depresif durumları tespit eden bir yapay zeka sistemi geliştirdi. Bu biyolojik sinyal tabanlı yaklaşım, mental sağlık değerlendirmelerinde objektif bir alternatif sunuyor.
Sistemin en önemli avantajlarından biri, kişilerin kendilerinin bile fark etmediği gizli depresif durumları belirleyebilme kapasitesi. Bu özellik, erken müdahale açısından kritik öneme sahip.
Araştırma ekibi, yaşlı nüfusta depresyon ve demansın sıklıkla bir arada görülmesine dikkat çekiyor. Bu iki durumun birbirinin semptomlarını şiddetlendirme riski nedeniyle, erken dönemde doğru ayrım tanısı yaşam kalitesinin korunması için hayati önem taşıyor.
On bir sağlıklı öğrenci üzerinde gerçekleştirilen pilot çalışma, mental sağlık alanında teknoloji destekli objektif tanı sistemlerinin geliştirilmesi yönünde umut verici adımlar atıyor.