Fizik tarihinin en zorlu problemlerinden biri, kuantum mekaniği ile genel göreliliği tek bir çerçevede birleştirmektir. Bu iki teori kendi alanlarında son derece başarılı olsa da matematiksel temelleri birbirleriyle bağdaşmakta güçlük çeker. Yeni bir teorik çalışma, bu köklü soruna alışılmadık bir açıdan yaklaşıyor: Belki de yerçekimi ve uzay-zamanın eğriliği, kuantum mekaniğinin daha derin bir katmanından kendiliğinden filizleniyor.
Çalışmanın merkezinde 'içsel zaman' kavramı yatıyor. Klasik fizikte zaman dışarıdan dayatılan bir parametredir; oysa bu yaklaşımda zaman, sistemin kendi içindeki kuantum gözlemlenebilirlerinden türetiliyor. Araştırmacı, durağan bir kuantum dalga fonksiyonunun genliğini olasılık yoğunluğu olarak yorumladığında, zaman yönünde bir eğriliğin kendiliğinden belirdiğini matematiksel olarak gösteriyor.
Bu soyut fikrin ne kadar güçlü olduğu, sunulan örnekte açıkça ortaya çıkıyor. Kozmolojinin temel taşlarından biri olan Friedmann-Lemaître-Robertson-Walker (FLRW) modeli, genişleyen evrenimizin büyük ölçekli dinamiğini betimler. Söz konusu çalışmada bu model, dört boyutlu düz Öklid uzayındaki küresel simetrik dalga fonksiyonu çözümlerinden, herhangi bir yerçekimi denklemi ön koşul olarak konulmadan elde ediliyor. Bu sonuç, genişleyen evren modelinin kuantum zaman yapısından doğal biçimde çıkabileceğini düşündürüyor.
Dahası, çalışma zamanın tek bir yönünün olmadığı senaryoları da ele alıyor. Bu durumda eğrilik yalnızca zaman boyutunda değil, tüm uzay-zaman boyutlarında kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu bulgu, genel göreliliğin ya da onun olası bir değişkesinin, içsel kuantum gözlemlenebilirlerinden türetilebileceğine dair yeni bir olasılık kapısı aralıyor.
Çalışma henüz ön baskı (preprint) aşamasında olup bağımsız doğrulama ve hakemli değerlendirme süreçleri tamamlanmamıştır. Bununla birlikte, kuantum yerçekimi arayışına ve 'zamanın oku' problemine taze bir bakış açısı sunması nedeniyle teorik fizik camiasında ilgi uyandırıyor. Yerçekiminin temel bir güç mü yoksa daha derin bir yapının yansıması mı olduğu sorusu, bu çalışmayla birlikte yeniden tartışma gündemine taşınıyor.