İklim biliminde giderek güçlenen bir alan olan "atıflandırma bilimi", artık yalnızca genel iklim değişikliğini değil, belirli insan faaliyetlerinin veya aktörlerin bu değişime olan katkısını da ölçebiliyor. Bu alandaki yeni bir çalışma, dünyanın on büyük özel fosil yakıt üreticisinin tarihsel karbondioksit emisyonlarını, aşırı hava olaylarının artan riskiyle ilişkilendiriyor.

Araştırmaya göre bu şirketlerin salımları, küresel ölçekte sel, kuraklık, aşırı sıcak günler ve şiddetli yağış gibi olayların gerçekleşme olasılığını gözle görülür biçimde artırıyor. Çalışmanın önemi, soyut bir "insan kaynaklı iklim değişikliği" kavramını aşarak belirli kurumsal aktörlerin payını somutlaştırması. Bu tür bulgular, iklim politikası ve hukuki sorumluluk tartışmalarında giderek daha fazla kullanılıyor.

Aynı dönemde yayımlanan diğer araştırmalar da kentsel çevrelerin iklim üzerindeki etkisini farklı açılardan ele alıyor. Earth's Future dergisinde yayımlanan bir çalışma, tropikal şehirlerin ısınan iklimde daha yoğun yağışlara hazırlıklı olması gerektiğini vurguluyor. Kentleşmenin yarattığı ısı adaları ve değişen yüzey özellikleri, bölgesel yağış düzenlerini doğrudan etkiliyor.

Geophysical Research Letters'da yayımlanan başka bir araştırma ise paradoks gibi görünen bir bulguyu gündeme taşıyor: Avrupa'da hava kalitesinin iyileşmesi, yani atmosferdeki aerosol miktarının azalması, bölgedeki en şiddetli yağmur fırtınalarını daha da güçlendiriyor olabilir. Aerosoller bulut oluşumunu etkilediğinden, bu partiküllerin azalması yağış yoğunluğunu değiştirebiliyor.

JGR Atmospheres dergisindeki bir diğer çalışma ise büyüyen kıyı kentlerinin tropikal siklonları rüzgar yönünde daha fazla yağış taşır hale getirdiğini ortaya koyuyor. Kentsel ısı ve pürüzlü yüzeyler, siklonların iç bölgelere taşıdığı nem miktarını artırabiliyor.

Tüm bu araştırmalar bir arada değerlendirildiğinde, iklim krizinin tek tip bir süreç olmadığı görülüyor: Hem küresel emisyonlar hem yerel kentsel dönüşümler hem de hava kalitesi politikaları, aşırı hava olaylarının sıklığını ve şiddetini farklı yollarla şekillendiriyor. Bilim, bu karmaşık ilişkileri giderek daha yüksek bir çözünürlükle ortaya koyabiliyor.