Okyanuslar, dünya genelinde karbonun tutulmasında dev bir doğal filtre işlevi görür. Yüzey sularındaki fotosentez yapan organizmalar atmosferden karbondioksit alır; bu karbon bir şekilde okyanus tabanına ulaşırsa yüzyıllarca hatta bin yıllarca depolanabilir. Ancak bu yolculuk her zaman başarıyla tamamlanamaz.
Yeni araştırmalar, okyanus karbon döngüsünde göz ardı edilen bir oyuncuya dikkat çekiyor: siyanobakteriler. Bu tek hücreli fotosentetik mikroorganizmalar, denizlerdeki en küçük yaşam formları arasında yer alır. Prochlorococcus ve Synechococcus gibi türleri kapsayan bu grup, büyük fitoplanktonların gölgesinde kalmaya alışkındır.
Büyük fitoplanktonlar, fotosentez yoluyla çok daha fazla karbon üretir. Ancak araştırmacılar, üretilen karbonun tamamının derin sulara ulaşamadığını fark etti. Büyük organizmalar tarafından üretilen karbonun önemli bir bölümü, okyanus yüzeyine yakın bölgelerde bakteriler ve diğer canlılar tarafından parçalanıyor; yani karbon atmosfere geri salınmış oluyor.
Siyanobakteriler söz konusu olduğunda tablo farklılaşıyor. Bu küçük canlıların ürettiği karbon, oransal olarak daha büyük bir verimlilikle okyanus tabanına ulaşabiliyor. Bunun ardında birkaç olası mekanizma var: Siyanobakterilerin bazı türlerinin gaz kesecikleri sayesinde belirli derinliklere inebilmesi, ya da dışkı topakları ve diğer organik partiküllere tutunarak çökelebilmesi bu mekanizmalar arasında sayılabilir.
Bu bulgunun iklim bilimi açısından önemli sonuçları var. Araştırmacılar uzun süredir okyanus karbon tutma kapasitesini büyük ölçüde büyük fitoplankton miktarıyla ilişkilendiriyordu. Ancak bu yeni perspektif, asıl belirleyici olanın üretim miktarı değil, karbonun derinliklere taşınma verimliliği olduğunu gösteriyor.
İklim modelleri, okyanusların gelecekteki karbon tutma potansiyelini tahmin ederken bu küçük organizmaların katkısını hesaba katmak zorunda kalabilir. Özellikle ısınan ve besin açısından fakir hale gelen okyanus bölgelerinde siyanobakterilerin baskın hale geleceği öngörülüyor; bu da onların rolünü giderek daha kritik kılıyor.
Sonuç olarak doğada büyüklük her zaman belirleyici değil. Bazen en küçük aktörler, sistemin işleyişinde en büyük farkı yaratıyor.