Zamanı genellikle tek yönlü bir nehir gibi hayal ederiz: geçmişten geleceğe akar, tersine döndürülemez. Fizik de bu sezgiyi uzun süre destekledi. Fakat son yıllarda kara delikler ve kuantum mekaniği alanında geliştirilen bazı teorik çalışmalar, zamanın yalnızca tek boyutlu olmayabileceği ihtimalini ciddi biçimde gündeme getiriyor.
İkinci bir zaman boyutu fikri, bilim dünyasında uzun süredir büyük bir direnişle karşılandı. Bunun başlıca nedeni, böyle bir yapının nedenselliği —yani sebep-sonuç ilişkisini— tamamen çökerteceği endişesiydi. Birden fazla zaman ekseni olsaydı, fiziksel denklemler anlamsız sonuçlar üretebilir; evrenin tutarlı bir şekilde işlemesi güçleşebilirdi.
Ancak bu tablo değişmeye başlıyor. Kara deliklerin bilgi paradoksu üzerine çalışan teorisyenler, yani bir kara deliğe düşen bilginin gerçekten yok olup olmadığını araştıranlar, bazı matematiksel modellerde ikinci bir zaman boyutunun varlığının sistemi daha tutarlı kıldığını fark etti. Bu modellerde iki farklı zaman ekseni, birbiriyle çelişmek yerine bilginin korunmasına olanak tanıyan bir yapı sunabiliyor.
Kuantum mekaniği cephesinde ise işin rengi daha da ilginç. Kuantum sistemlerin evrimini tanımlayan bazı matematiksel çerçeveler, iki boyutlu bir zaman yapısıyla daha doğal bir uyum içinde görünüyor. Bu durum, ikinci zaman boyutunun saf bir spekülasyon olmayıp belirli teorik problemlere somut katkı sunabilecek bir araç olduğuna işaret ediyor.
Elbette bu fikirlerin henüz deneysel bir kanıtı yok. Bilim insanlarının büyük çoğunluğu temkinli yaklaşımını korurken, bir kesim bu yolun en azından matematiksel olarak araştırılmaya değer olduğunu savunuyor. Zamanın ikinci boyutu, bugün için sınır biliminin kıyısında duruyor; ama kara delikler ve kuantum bilgi teorisi gibi alanların kesişiminde filizlenen bu fikir, fizikteki en büyük açık sorulardan bazılarını çözme potansiyeli taşıyor.
Evrenin yapısına dair anlayışımız her dönemde köklü biçimde değişti. Belki de zamanın doğasına ilişkin en büyük sürpriz henüz önümüzde bekliyor.