Bir bilimsel fikrin gerçekten devrimsel olup olmadığını nasıl anlarsınız? Bu soruya tarihsel ve felsefi açıdan pek çok yanıt verilmiş olsa da nesnel ve ölçülebilir bir kriter bulmak her zaman güç olmuştur. Yeni bir çalışma, bu soruya geometri aracılığıyla yaklaşıyor.

Araştırmacılar, bilimsel makalelerin anlam uzayındaki konumlarını vektörlerle temsil eden 'gömme' (embedding) tekniklerinden yararlandı. Bu uzayda birbirine anlam olarak yakın makaleler geometrik olarak da yakın konumlanır. Bir kavramın bu uzayın genel yapısını ne ölçüde yeniden şekillendirdiği ise o kavramın 'devrimselliğinin' somut bir göstergesi olarak ele alındı.

Yöntemin özü şu: Belirli bir kavramla ilişkili belgeler anlam uzayından kaldırıldığında, geri kalan yapının geometrisi nasıl değişiyor? Bu değişim büyükse, söz konusu kavram bilginin temel örgütlenme biçimini derinden etkilemiş demektir. Araştırmacılar buna 'olgusal karşıt ablasyon çerçevesi' adını veriyor; yani aslında 'bu kavram hiç olmasaydı ne olurdu?' sorusunu matematiksel olarak test ediyorlar.

Çerçeve; özel görelilik teorisi, Gödel'in eksiklik teoremleri, Higgs mekanizması, derin öğrenme ve transformer mimarisinin temelindeki dikkat mekanizması gibi beş tarihi dönüm noktası üzerinde sınanmıştır. Bu vakaların her birinde, kavramın ortaya çıkışından önce ve sonra ölçülen geometrik farklılıklar anlamlı çıktı. Üstelik kontrol deneyleri, çerçevenin rastgele ya da rutin gelişmeleri devrimsel olarak etiketlemediğini gösterdi.

Çalışmanın önemli yanlarından biri, Thomas Kuhn gibi düşünürlerin 'paradigma değişimi' şeklinde tanımladığı olguyu salt niteliksel bir anlatıdan çıkarıp sayısal bir zemine oturtma çabasıdır. Bilim tarihçileri ve felsefecileri için sezgisel olan bu kavramın, veri odaklı bir yöntemle de yakalanabilir olduğu görülüyor.

Pratik açıdan ise yöntem yalnızca geçmişi yorumlamakla sınırlı değil. Araştırmacılar, bu çerçevenin güncel bilim literatüründeki yükselen kavramları tarayarak potansiyel paradigma değişimlerini önceden işaret edebileceğini öne sürüyor. Yapay zeka destekli bilim politikası ve araştırma önceliklendirmesi gibi alanlarda kullanım potansiyeli taşıyan bu yaklaşım, bilim sosyolojisi ile hesaplamalı yöntemlerin ilginç bir buluşma noktasını temsil ediyor.