Çoğu insan dolabına bakıp 'bunların çoğuna hiç giymiyorum' diye düşünür. Ancak bu sezginin arkasındaki rakamlar şaşırtıcı boyutlara ulaşıyor. Araştırmacılar, katılımcıların kıyafet dolaplarını bizzat incelediği saha çalışmalarında, insanların gardıroplarındaki kıyafetlerin önemli bir bölümünü nadiren ya da hiç kullanmadığını belgeledi.

Son araştırmalar, bu sorunu matematiksel bir çerçeveye oturtmaya çalışıyor. Bilim insanları, bir kıyafetin yaşam döngüsünü; üretimden kullanıma, oradan da atık aşamasına kadar modelleyerek her parçanın çevresel maliyetini hesaplıyor. Bu hesaplamalar; su tüketimi, karbon emisyonları ve kimyasal atıkları kapsıyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo, hızlı moda sektörünün ne denli kaynak yoğun bir endüstri olduğunu sayısal olarak gözler önüne seriyor.

Araştırmacıların geliştirdiği modeller, 'yeterli' gardırobu tanımlamak için kullanım sıklığını temel bir değişken olarak ele alıyor. Buna göre bir kıyafetin çevresel etkisini meşrulaştırabilmesi için belirli bir kullanım eşiğini aşması gerekiyor. Örneğin nadiren giyilen onlarca parçadan oluşan bir dolap, sık kullanılan az sayıda kaliteli kıyafete kıyasla çok daha büyük bir ekolojik yük oluşturuyor.

Tekstil sektörü, küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde sekizine katkıda bulunuyor ve bu oran havacılık ile denizcilik sektörlerinin toplamını geride bırakıyor. Dolayısıyla bireysel gardırop alışkanlıkları, iklim krizi bağlamında göz ardı edilemeyecek bir faktör haline geliyor.

Çalışmanın pratik çıkarımı ise şu: Az ama uzun ömürlü ve çok yönlü kıyafetlerden oluşan bir gardırop, hem çevresel hem de ekonomik açıdan çok daha verimli. Araştırmacılar, tüketicilerin yeni bir kıyafet almadan önce mevcut kullanım alışkanlıklarını sorgulamalarını ve her satın alma kararını uzun vadeli bir yatırım olarak değerlendirmelerini öneriyor.

Bu yaklaşım, 'kapsül gardırop' anlayışıyla örtüşüyor; yani birbirleriyle uyumlu, kaliteli ve az sayıda parçadan oluşan, ancak çok çeşitli kombinasyonlara olanak tanıyan bir giyim felsefesi. Matematik, burada soyut bir araç olmaktan çıkıp gündelik tüketim kararlarımızı yönlendirebilecek somut bir rehbere dönüşüyor.