Modern kozmoloji, büyük patlamadan karanlık maddeye, kozmik mikrodalga arka plan radyasyonundan evrenin büyük ölçekli yapısına kadar pek çok olguyu açıklayan güçlü matematiksel modeller üretiyor. Bu modellerin giderek incelenmesi, birçok bilim insanı ve filozofu şu kanıya yöneltiyor: Kozmoloji, evrenin altta yatan gerçekliğini —ontolojisini— adım adım daha doğru biçimde resmediyoruz.

Ancak arXiv'de yayımlanan yeni bir felsefi makale, bu yaygın kabulü ciddi biçimde sorguluyor. Yazara göre kozmolojik modellerin ampirik başarısı, yani gözlemlerle ne kadar uyumlu olduğu, tek başına bize evrenin gerçek yapısı hakkında belirleyici bir şey söylemiyor. Bunun temel nedeni, aynı gözlem verilerinin birbirinden farklı matematiksel çerçevelerle —ve hatta farklı kavramsal yorumlarla— eşit ölçüde iyi açıklanabilmesi. Felsefede 'belirleme-altılık' (underdetermination) adıyla bilinen bu sorun, yalnızca ontoloji için değil, kullandığımız matematiksel ve kavramsal temsil araçları için de geçerli.

Peki kozmolojinin nesnel içeriği nerede aranmalı? Yazar, yanıtı 'çapraz-temsilli bilgisel değişmezlerde' buluyor. Bunlar, hangi matematiksel çerçeveyi kullanırsak kullanalım, gözlemsel yapıda varlığını koruyan özellikler. Korelasyon yapıları, istatistiksel ayırt edilebilirlik ölçüleri ve erişilebilir bilginin üst sınırları bu değişmezlerin somut örnekleri arasında sayılıyor.

Bu değişmezleri tanımlamak için bilgi teorisinin araçlarına, özellikle de model uzayı üzerinde tanımlanan Fisher-Rao metriğine başvuruluyor. Fisher-Rao metriği, iki istatistiksel model arasındaki 'bilgisel mesafeyi' ölçen geometrik bir araç olarak düşünülebilir; bu sayede hangi gözlemsel ayrımların matematiksel çerçeveden bağımsız olarak anlamlı olduğu saptanabiliyor.

Bu felsefi çerçeve, kozmolojik modellere bakışı köklü biçimde değiştiriyor: Modeller artık evrenin doğrudan ve ayrıcalıklı fotoğrafları olarak değil, gözlemsel yapının verimli birer şifrelemeleri olarak görülüyor. Hangi şifrelemenin 'doğru' olduğu sorusu ise yerini şu soruya bırakıyor: Hangi bilgisel yapılar tüm yeterli şifrelemeler boyunca değişmeden kalıyor?

Bilimsel realizm ile yapısalcılık ve ampirizm arasındaki köklü felsefi tartışmaya taze bir katkı sunan bu çalışma, kozmolojinin ne bildiğini ve ne bilebileceğini yeniden sorgulamayı öneriyor. Evren hakkındaki en iddialı teorilerimizin bile temsil sınırlarının ötesine geçip geçemeyeceği sorusu, bilim felsefesinin gündeminde olmaya devam ediyor.