Fas'taki kadim deniz tabanı kayaçları üzerinde yürütülen bir saha araştırması, bilim insanlarını şaşkına çeviren bir bulgular dizisi ortaya koydu. Kayaçların yüzeyinde gözlemlenen kırışık ve buruşuk dokular, normalde sığ sulardaki mikrobik matların bıraktığı izlere benziyor; ne var ki bu kayaçların oluştuğu ortam, güneş ışığının hiçbir zaman ulaşamayacağı kadar derinlerdeydi.
Mikrobik matlar, tek hücreli mikroorganizmaların oluşturduğu ince tabakalar halindeki yapılardır. Bu matların tipik olarak fotosentez yapabilen, yani güneş enerjisine ihtiyaç duyan mikroorganizmalarla ilişkilendirildiği bilinmektedir. Dolayısıyla benzer yapıların tam anlamıyla karanlık bir derin deniz ortamında ortaya çıkması, araştırmacılar için beklenmedik bir tablo oluşturdu.
Araştırma ekibi, bu kırışıklıkların kaynağını açıklamak için kemossentez sürecine yöneldi. Kemossentez, bazı mikroorganizmaların güneş ışığı yerine hidrojen sülfür gibi kimyasal bileşiklerden enerji elde etmesine dayanan bir metabolizma biçimidir. Bugün bile derin deniz hidrotermal bacaları çevresinde bu tür yaşam formlarına rastlanmaktadır. Elde edilen kanıtlar, antik kayaçlardaki kırışıklıkların da böyle bir kemossentetik mikrobik topluluk tarafından üretildiğini kuvvetle düşündürmektedir.
Bulgunun en çarpıcı yanı, derin okyanus mikrobik ekosistemlerinin tarihsel süreç içinde ne ölçüde yaygın olduğuna dair yeni sorular doğurmasıdır. Şimdiye kadar ilkel yaşamın ağırlıklı olarak sığ ve ışıklı deniz ortamlarında filizlendiği ve yayıldığı düşünülüyordu. Fas'taki bu kayaçlar ise bu tablonun çok daha karmaşık olabileceğine işaret etmektedir.
Söz konusu keşif, erken Dünya'daki biyosferin sınırlarını yeniden çizmemizi gerektirebilir. Yaşamın karanlık ve basınçlı derin deniz koşullarına milyonlarca yıl önce uyum sağladığının kanıtlanması, hem Dünya'daki yaşamın evrimini hem de başka gezegenlerdeki potansiyel yaşam ortamlarını araştıran bilim insanları için önemli bir referans noktası oluşturmaktadır.