Psikolojide bağlanma teorisi, insanların yakın ilişkilerde gösterdikleri duygusal örüntüleri tanımlamak için kullanılır. Güvenli bağlananlar, ilişkilerinde rahat ve dengeli bir tutum sergilerken; korkulu ya da kaygılı bağlananlar terk edilme korkusu, aşırı bağımlılık veya duygusal mesafe gibi örüntüler geliştirebilir.

Japonya, Kanada ve ABD'de gerçekleştirilen yeni bir araştırma, bu bağlanma biçimlerinin yalnızca ilişki kalitesini değil, bireylerin sahip olduğu çocuk sayısını da etkileyebileceğini gösteriyor. Araştırmaya göre korkulu ve kaygılı (preoccupied) bağlanma stiline sahip kişiler, güvenli bağlananlarla kıyaslandığında daha fazla çocuk sahibi olma eğiliminde.

Bu bulgu ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir; zira güvensiz bağlanma örüntüleri genellikle ilişkilerde istikrarsızlık ve çatışmayla ilişkilendirilir. Ancak araştırmacılar, söz konusu bireylerin bazı evrimsel veya davranışsal mekanizmalar aracılığıyla üreme açısından avantaj elde edebileceğini öne sürüyor.

Araştırmanın en dikkat çekici boyutlarından biri ise kültürün bu ilişki üzerindeki düzenleyici rolü. Japonya, Kanada ve ABD gibi birbirinden farklı kültürel yapılarda elde edilen verilerin karşılaştırılması, bağlanma stillerinin üreme davranışlarına yansıma biçiminin evrensel olmadığını, toplumsal normlar ve değerler tarafından önemli ölçüde şekillendirildiğini ortaya koyuyor.

Psikolojik özelliklerin doğal seçilim bağlamında ele alındığı evrimsel psikoloji alanı açısından bu bulgular önemli sorular doğuruyor: Belirli duygusal örüntüler, zorlu koşullarda üreme başarısını artırmak üzere mi şekillendi? Kültürel çevre bu örüntüleri nasıl yönlendiriyor?

Araştırmacılar, sonuçların nedensellik ilişkisi kurmaktan ziyade ilişkisel bir örüntüyü yansıttığını vurguluyor. Yani güvensiz bağlanmanın doğrudan daha fazla çocuk sahibi olmaya yol açtığı söylenemez; ancak bu iki değişken arasında istatistiksel olarak anlamlı bir bağ bulunuyor. Konunun daha iyi anlaşılması için farklı kültürleri kapsayan uzun vadeli çalışmalara ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.