Yerçekimi, insan bedeninin ve zihninin evrimleştiği temel fiziksel güçtür. Beyin, bu kuvveti içselleştirerek hareketleri planlamak ve algıyı yorumlamak için sürekli aktif olan bir iç model oluşturur. Ancak bu model, yerçekiminin azaldığı ya da arttığı ortamlarda nasıl davranır? İşte bu soru, uzay araştırmaları açısından giderek daha kritik bir hal alıyor.
Bir grup araştırmacı, beynin ve vücudun farklı gravitasyonel koşullara uyumunu modellemek amacıyla iki bileşenli bir yapay zeka çerçevesi geliştirdi. Sistem, ağırlıksızlık ortamı yaratmak için kullanılan parabolik uçuş deneyleri başta olmak üzere çeşitli değiştirilmiş yerçekimi çalışmalarından derlenen açık erişimli verilerle eğitildi.
Çerçevenin ilk bileşeni olan CorticalG, hafif yapılı bir çok katmanlı yapay sinir ağı kullanıyor. Bu bileşen, farklı yerçekimi yüklerinde EEG frekans bantlarındaki değişimleri tahmin ederek beyin korteksinin o anki durumunu çıkarsıyor. İkinci bileşen PhysioG ise bağımsız Gauss süreç modelleriyle kalp hızı değişkenliği ve elektrodermal aktivite gibi daha geniş fizyolojik yanıtları yakalamayı amaçlıyor.
Araştırmanın dikkat çekici bir diğer boyutu, büyük dil modellerinin (LLM) sisteme entegre edilmesi. Bu sayede model, yalnızca sayısal tahminler üretmekle kalmayıp insan davranışı ve farkındalığı üzerine daha yorumsal çıkarımlar da yapabiliyor.
Bilim insanları bu çerçevenin uzun vadede astronot sağlığını izleme, uzay görevleri sırasında insan performansını öngörme ve hatta Ay ya da Mars gibi farklı gravitasyonel ortamlar için hazırlık protokolleri geliştirme konularında kullanılabileceğini öngörüyor.
Nörobilim ve uzay hekimliğini yapay zeka yöntemleriyle harmanlayan bu çalışma, insan vücudunun evrenin farklı köşelerindeki sınırlarını anlamak için atılan önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.