Sicilya'nın simgesi haline gelmiş olan Etna Yanardağı, binlerce yıldır püskürerek hem büyüleyici hem de ürkütücü bir varlık olarak insanlığın gündeminde kalmaya devam ediyor. Ancak jeologlar için Etna, hep biraz sinir bozucu bir bilmece olageldi: Bu yanardağ, mevcut hiçbir oluşum modeline tam anlamıyla uymuyordu.

Volkanolojide yanardağların nasıl oluştuğuna dair üç temel açıklama mevcuttur. Bunlar; levha sınırlarında magmanın yüzeye çıkması, bir levhanın diğerinin altına dalması (subduksiyon) ve litosfer altındaki sıcak noktalardır. Etna ise bu üç kategorinin hiçbirine net biçimde yerleştirilemiyor ve bu durum araştırmacılar için onlarca yıldır çözümsüz bir sorun olmaya devam ediyor.

Yeni yayımlanan bir çalışma, bu bilmeceye radikal bir yanıt sunuyor. Araştırmacılar, Etna'nın kaynağının aslında bölgedeki tektonik hareketlerle ilgili olabileceğini ileri sürüyor. Hipoteze göre Afrika ve Avrasya levhalarının birbirine göre kayması, yer kabuğunda derin çatlakların açılmasına yol açıyor. Bu çatlaklar aracılığıyla ise çok eski dönemlerden bu yana var olan magma cepleri yavaş yavaş yüzeye doğru itiliyor.

Asıl çarpıcı olan nokta şu: Bu tür bir mekanizma daha önce yalnızca okyanusların derinliklerindeki küçük çaplı sualtı püskürmelerinde gözlemlenmişti. Eğer Etna'nın gerçekten bu şekilde oluşup beslendiği kanıtlanabilirse, söz konusu sürecin çok daha büyük ölçekte ve kara üzerinde de işleyebildiği ortaya konmuş olacak. Bu da volkanoloji tarihinde bir ilk anlamına geliyor.

Araştırmacılar, bu olası dördüncü yanardağ kategorisinin Etna'ya özgü mü yoksa dünya genelinde başka örnekleri olan bir fenomen mi olduğunu henüz bilmiyor. Ancak bulgular, bilim insanlarını dünyanın farklı bölgelerindeki benzer jeolojik yapıları yeniden değerlendirmeye yönlendirebilir.

Pratik açıdan bakıldığında bu araştırmanın önemi daha da büyüyor. Milyonlarca insanın yakınında konumlanan aktif yanardağların nasıl izleneceği ve risk modellerinin nasıl kurulacağı, köken mekanizmasının doğru anlaşılmasına bağlı. Etna'nın sırrı çözülürse bu, benzer yanardağlara ilişkin erken uyarı sistemleri ve risk haritaları için de yeni bir çerçeve sunabilir.