Bilim insanları, esrar kullanım bozukluğuna ilişkin genetik risk puanı yüksek olan gençlerin beyin yapısında belirgin farklılıklar saptadı. Söz konusu farklılıklar özellikle karar verme, dürtü kontrolü ve yürütücü işlevlerle ilişkilendirilen frontal lob bölgelerinde kendini gösteriyor.

Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, bu anatomik değişimlerin yalnızca esrar deneyimi olan gençlerde değil, hiç kullanmamış ergenlerde de gözlemlenebilmesi. Bu durum, beyin yapısındaki farklılıkların bağımlılığın bir sonucu olmadığını; aksine önceden var olan bir biyolojik zemine işaret ettiğini düşündürüyor.

Araştırmacılar, çalışmada poligenik risk skoru adı verilen bir yönteme başvurdu. Bu yöntem, bireyin binlerce genetik varyantından elde edilen verileri bir araya getirerek belirli bir hastalığa veya duruma yönelik genel kalıtsal eğilimi sayısal olarak ifade ediyor. Böylece tek bir gen yerine genomun bütünü değerlendirmeye alınmış oluyor.

Frontal beyin bölgelerinin ergenlik döneminde hâlâ gelişimini sürdürdüğü bilinmektedir. Bu kritik pencerede genetik yatkınlığın beyin mimarisini nasıl etkilediğini anlamak, hem nörobilim hem de bağımlılık araştırmaları açısından stratejik bir önem taşıyor. Ergenler, olgunlaşmakta olan bu beyin bölgeleri nedeniyle madde kullanımının olumsuz etkilerine karşı yetişkinlere kıyasla daha savunmasız konumda bulunuyor.

Bulgular, bağımlılık riskinin yalnızca kullanım alışkanlıklarıyla değil, daha köklü nörobiyolojik faktörlerle de şekillendiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Gelecekte bu tür genetik ve görüntüleme verilerinin bir arada kullanılması, risk altındaki gençleri erken dönemde belirleyerek kişiye özel koruyucu programlar oluşturulmasına zemin hazırlayabilir.

Araştırmacılar, elde edilen sonuçların bağımlılık önleme politikalarına yansıtılabilmesi için daha geniş ve uzunlamasına tasarlanmış çalışmalarla desteklenmesi gerektiğinin altını çiziyor.