Oregon kıyıları açıklarında gerçekleştirilen bir sondaj projesi, deprem bilimcilerin yıllardır üzerinde kafa yorduğu bir soruya çarpıcı bir yanıt sunuyor olabilir: Cascadia fay hattında meydana gelebilecek büyük bir deprem, San Andreas fayını da harekete geçirebilir mi?
Yeni araştırmada bilim insanları, Pasifik Okyanusu tabanından alınan çökel karot örneklerini inceledi. Bu çökeller, sualtı toprak kaymalarının izlerini binlerce yıl boyunca kayıt altına almış doğal arşivler niteliğinde. Depremler sırasında tetiklenen sualtı heyelanları, deniz tabanında ayırt edici çökel tabakaları bırakıyor. Araştırmacılar bu tabaka örüntülerini analiz ederek geçmişteki deprem olaylarının zamanlamasını yeniden kurguladı.
Elde edilen veriler, Cascadia yitim zonundaki büyük kırılmaların ardından kısa bir süre içinde San Andreas fayında da aktivite yaşandığına işaret eden dönemleri ortaya koyuyor. Her iki sistemin bu denli yakın zamanlarda arka arkaya harekete geçmiş olması, aralarında jeofiziksel bir bağlantının varlığına dair somut kanıtlar sunuyor.
Cascadia yitim zonu, Juan de Fuca levhasının Kuzey Amerika levhasının altına daldığı yaklaşık 1.000 kilometrelik bir hattır. Buradaki olası bir mega deprem, 9 büyüklüğünü aşabilir. San Andreas fayı ise Kaliforniya'yı boydan boya kat eden ve Los Angeles ile San Francisco gibi büyük kentlerin yakınından geçen kritik bir kırık hattıdır.
Bu iki sistemin birbirini tetikleyebildiği senaryosu, kıyı boyunca milyonlarca insanı etkileyen zincirleme bir afet riskini gündeme taşıyor. Araştırmacılar, mevcut deprem risk modellerinin güncellenmesi ve bölgesel afet hazırlık stratejilerinin bu ihtimal gözetilerek yeniden değerlendirilmesi gerekebileceğinin altını çiziyor.
Bulgular kesin bir nedensellik ilişkisi kanıtlamaktan ziyade güçlü bir korelasyona işaret ediyor; ancak bu bile başlı başına önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Bilim insanları, sonuçların doğrulanması için farklı bölgelerden alınacak ek çökel örnekleriyle çalışmalarını sürdürmeyi planlıyor.