Dünya iklimi her zaman değişim içinde olmuştur. Buzul çağları, volkanik kışlar ve doğal sera gazı döngüleri, gezegenin tarihini şekillendiren büyük güçlerdir. Ancak jeolojik kayıtları derinlemesine inceleyen bilim insanları, günümüzde yaşanan ısınmanın bu doğal süreçlerle kıyaslanamayacak kadar hızlı ilerlediği sonucuna varıyor.
Buzul çekirdeklerinden, derin deniz tortullarından ve kayaç katmanlarından elde edilen veriler, geçmişteki büyük iklim geçişlerinin genellikle on binlerce yıl sürdüğünü gösteriyor. Bu dönemler boyunca atmosferdeki karbondioksit seviyeleri yavaşça yükseliyor ya da düşüyor, sıcaklıklar ise kademeli biçimde değişiyordu. Ekosistemler bu uzun geçişlere büyük ölçüde ayak uydurabiliyordu.
Bugün ise tablo köklü biçimde farklı. Sanayi devriminden bu yana, özellikle de 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, atmosfere salınan sera gazı miktarı ve buna bağlı sıcaklık artışı son derece kısa bir zaman diliminde gerçekleşti. Jeolojik zaman ölçeğinde bu süre, göz kırpma kadar bile değil.
İklim bilimci Bill McGuire gibi araştırmacılar, bu hızın biyolojik ve ekolojik sonuçlarına dikkat çekiyor. Türlerin evrimsel adaptasyon hızı, mevcut değişim hızının çok gerisinde kalıyor. Bu da pek çok canlı topluluğunun yeni koşullara uyum sağlamak yerine yok olma riskiyle yüz yüze geldiği anlamına geliyor.
Öte yandan geçmişteki hızlı ısınma dönemleri de yok değil; büyük meteor çarpmalarının ardından ya da yoğun volkanik aktivite dönemlerinde benzer ani geçişler yaşandığı biliniyor. Ne var ki bu olaylar birer felaket niteliği taşıyordu ve büyük kitlesel yok oluşlara yol açtı. Bugünkü ısınmanın bu felaket olaylarıyla aynı hız aralığına yaklaşıyor olması, durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor.
Bilim insanları, geçmişi bir ayna olarak kullanarak geleceğe dair öngörülerini güçlendirmeye çalışıyor. Bu çalışmalar, iklim politikalarının aciliyetini destekleyen kritik kanıtlar sunmaya devam ediyor.