Kıskançlık, evrimsel kökleri olan ve hemen her kültürde karşılaşılan evrensel bir duygu. Psikoloji araştırmacıları uzun yıllardır bu duygunun ilişki dinamikleriyle nasıl etkileşime girdiğini inceliyor. Yeni bir çalışma ise konuya farklı bir açıdan yaklaşarak ilişki türü ile bireysel öz-algı arasındaki etkileşimi mercek altına aldı.

Araştırmacılar, tek eşli ve açık ilişki modellerinde yaşayan katılımcıları karşılaştırdı. Daha önce yapılan çalışmalar, açık ilişkilerdeki bireylerin kıskançlık duygusunu görece daha az yoğun yaşadığını ortaya koymuştu. Bu yeni çalışma ise bu tablonun önemli bir istisnasını buldu: Partneriyle kıyaslandığında kendini daha az çekici ya da değerli hisseden kişiler, ilişki modeli ne olursa olsun daha fazla çatışma yaşıyor.

Psikolojide 'algılanan eş değeri' olarak adlandırılan bu kavram, bireyin potansiyel veya mevcut bir partner olarak kendini nasıl konumlandırdığıyla ilgili. Fiziksel çekicilik, sosyal statü, duygusal olgunluk ve benzeri faktörleri kapsayan bu algı, kişinin ilişki içindeki güvenlik hissini doğrudan etkiliyor.

Araştırmanın dikkat çekici bulgusu şu: Açık ilişki modeli, dışsal uyaranlara bağlı kıskançlığı (örneğin partnerin başkasıyla zaman geçirmesi) azaltabilirken, bireyin kendi iç dünyasından kaynaklanan güvensizlikleri dizginlemiyor. Kendini partnerinden daha az değerli hisseden bireyler, açık ilişki pratiğine sahip olsalar bile çatışmaya daha yatkın görünüyor.

Bu bulgular, ilişki terapisi ve psikolojik danışmanlık alanları için önemli çıkarımlar barındırıyor. Çiftlerin benimsediği ilişki modelini değiştirmek, altta yatan özgüven ve öz-algı sorunlarını çözmek için tek başına yeterli olmayabilir. Bireyin kendine ilişkin içsel anlatısı, romantik ilişkilerde yaşanan çatışmaların belki de en güçlü belirleyicilerinden biri olmaya devam ediyor.

Araştırma, kıskançlığın ne kadar karmaşık ve çok katmanlı bir olgu olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Duygusal güvenlik yalnızca ilişki yapısıyla değil, bireyin kendisiyle kurduğu ilişkiyle de şekilleniyor.