Her yıl düzinelerce ülkeden yüzlerce iklim bilimcinin ortak emeğiyle hazırlanan 'İklimin Durumu' raporu, 36. sayısında 2025 yılına ait verileri kamuoyuyla paylaştı. Bulgular, iklim sistemindeki değişimin yalnızca sürmediğini, aksine ivme kazandığını açıkça gösteriyor.

Raporda öne çıkan en çarpıcı nokta, üç kritik göstergenin —sera gazı konsantrasyonları, küresel deniz seviyesi ve okyanus ısı içeriği— eş zamanlı olarak tarihsel rekorları kırmasıdır. Bu eş zamanlılık tesadüf değil; birbirini tetikleyen iklim süreçlerinin doğal bir yansıması.

Karbondioksit başta olmak üzere metan ve diazot monoksit gibi sera gazlarının atmosferdeki birikimi, sanayi öncesi dönemle kıyaslandığında çarpıcı bir yükseliş sergilemeye devam ediyor. Bu gazların atmosferde kalma süreleri uzun olduğundan, salımlar azaltılsa bile etkileri yıllarca hissedilmeye devam edecek.

Okyanuslar, iklim sisteminin en önemli ısı tamponu işlevi görüyor. Küresel ısınmanın yarattığı fazla enerjinin büyük bölümünü absorbe eden denizler, 2025'te rekor düzeyde ısı depoladı. Bu durum hem deniz ekosistemlerini tehdit ediyor hem de yüzey sularının ısınmasıyla daha şiddetli hava olaylarına zemin hazırlıyor.

Deniz seviyesindeki yükseliş ise iki farklı mekanizmanın bileşkesi: Isınan deniz suyunun genleşmesi ve kara buzullarıyla buz tabakalarının erimesiyle okyanusa katılan tatlı su. 2025 verileri, bu yükselişin beklentilerin gerisinde kalmadığını, hatta bazı bölgelerde öngörüleri aştığını ortaya koyuyor.

Rapor, iklim politikaları açısından da kritik bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor. Bilim insanları, söz konusu verilerin hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların karar alma süreçlerine somut bir bilimsel temel sağlaması gerektiğinin altını çiziyor. İklim sistemindeki bu dönüşüm ne ani bir kırılma noktasına işaret ediyor ne de görmezden gelinebilecek bir eğilim; aksine ölçülebilir ve belgelenmiş bir gerçeklik olarak kayıt altına alınıyor.