Siyasi tartışmalar çoğu zaman tarafların tamamen farklı değerlere sahip olduğu izlenimini verse de Buffalo Üniversitesi İşletme Okulu'ndan araştırmacılar bu varsayımı sorguluyor. Yeni çalışmaya göre liberaller ve muhafazakârlar arasındaki derin görüş ayrılıkları, aslında farklı ahlaki sistemlerden değil, ortak ahlaki ilkelerin farklı gruplara uygulanmasından kaynaklanıyor.
Araştırmacılar, her iki siyasi grubun da zarar göreni kollama, haksızlığa karşı durma ve savunmasızları koruma gibi temel ahlaki kaygıları paylaştığını tespit etti. Yani pusula aynı; ancak ibre farklı yönleri gösteriyor.
Kritik ayrışma noktası şu: 'Savunmasız birey' ya da 'mağdur' tanımı kişiden kişiye değişiyor. Bir siyasi görüşe göre ekonomik eşitsizlikten etkilenen bireyler ya da tarihsel olarak dışlanmış gruplar öncelikli olarak korunması gerekenler arasında yer alırken; diğer bir görüşe göre kültürel veya geleneksel değerlerinin tehdit altında hissettiği kesimler bu tanımın içine giriyor.
Bu bulgu, siyasi iletişim ve çatışma çözümü açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Eğer insanlar gerçekten ortak bir ahlaki temeli paylaşıyorsa, siyasi diyalogun 'neyin doğru olduğu' değil, 'kimin etkilendiği' sorusu üzerinden kurulması daha verimli tartışmalara zemin hazırlayabilir.
Araştırma aynı zamanda medya söylemi ve siyasi kampanyaların bu algıyı nasıl şekillendirdiğine de dikkat çekiyor. Belirli grupları 'tehdit altında' ya da 'mağdur' olarak çerçevelemek, bireylerin siyasi tutumlarını doğrudan etkileyebiliyor.
Sosyal bilimler açısından bu çalışma, kutuplaşmayı salt ideolojik bir mesele olarak değil, empati ve algının yöneldiği hedef üzerinden açıklayan nadir yaklaşımlardan biri olmayı başarıyor.