Büyük Kanyon, Amerika'nın en çok ziyaret edilen ulusal parklarından biri olmakla birlikte, doğanın en öngörülemeyen güçlerinden birine de ev sahipliği yapıyor: ani seller.

Geçtiğimiz hafta sonu yaşanan sel felaketi, iki kişinin yaşamını yitirmesine neden olurken bir kişi hâlâ kayıp. Onlarca ziyaretçi bölgeden tahliye edilmek zorunda kalındı. Ulusal Park Servisi'nin açıklamasına göre, parkın içme suyunu sağlayan tek boru hattı olan Transkanyon Su Hattı'nın yüzde kırka yakın bölümü ya hasar gördü ya da tamamen işlevini yitirdi. Bu durum, parkın su güvenliği açısından ciddi bir kriz anlamına geliyor.

Peki Büyük Kanyon bu tür felaketlere neden bu kadar açık? Cevap büyük ölçüde bölgenin kendine özgü jeolojisinde yatıyor. Derin ve dar kanyonlar, yüzey sularının hızla toplanıp aşağıya akmasına zemin hazırlar. Yukarı havzalarda düşen yoğun yağışlar, zemine sızacak vakit bulamadan kanyon duvarları boyunca aşağı iner ve kısa sürede güçlü bir sel dalgasına dönüşür. Bu mekanizma, görece az yağışın bile yıkıcı bir sele yol açabileceği anlamına gelir.

İklim değişikliğinin bu tabloya katkısı da göz ardı edilemiyor. Bilim insanları, küresel ısınmayla birlikte kısa süreli ama çok yoğun yağış olaylarının giderek daha sık yaşandığını belgeliyor. Bu tür ekstrem hava olayları, özellikle arid (kurak) ve yarı-arid bölgelerde ani sel riskini belirgin biçimde artırıyor. Büyük Kanyon'un bulunduğu Arizona, tam da bu coğrafi kategoride yer alıyor.

Felaket, ulusal parklardaki altyapı dayanıklılığına ilişkin tartışmaları da yeniden alevlendirdi. Parkın tek su hattının bu denli büyük hasar görmesi, kritik sistemlerin tek bir güzergaha bağımlı olmasının yarattığı kırılganlığı gözler önüne seriyor. Uzmanlar, iklim kaynaklı aşırı olaylara karşı daha dirençli ve çeşitlendirilmiş altyapı çözümlerine olan ihtiyacın aciliyetinin artık tartışılmaz olduğunu vurguluyor.

Büyük Kanyon'un bu son felaketi; jeoloji, iklim bilimi ve altyapı planlamasının kesiştiği noktada, doğanın insanlığa verdiği sert bir uyarı niteliği taşıyor.