Yarasalar, boyutlarına göre değerlendirildiğinde hayvanlar aleminin en uzun yaşayan memelileri arasında sayılıyor. Bazı türler, benzer büyüklükteki diğer memelilerin yaşam sürelerini çok aşarak onlarca yıl yaşayabiliyor. Bu durum, araştırmacıları uzun süredir merak içinde bırakıyordu: Bu küçük canlılar, yaşlanmanın kaçınılmaz sonuçlarını nasıl bu denli uzun süre savuşturabiliyorlar?

Yeni bir araştırma, bu sorunun yanıtını yarasaların genetik yapısında arıyor. Bulgulara göre uzun ömürlü yarasa türleri, iki farklı biyolojik stratejiyi aynı anda işletiyor: Bir yandan olağandışı biçimde güçlü bağışıklık yanıtları geliştirirken öte yandan hasarlı ya da işlev bozukluğu yaşayan hücreleri vücuttan uzaklaştırmada son derece etkili mekanizmalar kullanıyorlar. Bu ikili yaklaşım, hücresel hasarın zamanla birikmesini engelliyor ve hem kansere hem de yaşa bağlı hastalıklara karşı uzun vadeli bir bariyer oluşturuyor olabilir.

İnsan vücudunda yaşlanmanın temel nedenlerinden biri, hasarlı hücrelerin sistemden tam olarak temizlenememesi ve bu hücrelerin iltihaplanmayı tetikleyen maddeler salgılamaya devam etmesidir. Yarasaların bu süreci çok daha verimli yönettiği görülüyor. Araştırmacılar, söz konusu farklılığın rastlantısal değil, evrimsel baskılar sonucunda şekillenmiş belirli gen varyantlarından kaynaklandığını düşünüyor.

Bilim insanları, bu genetik mekanizmaları daha iyi anlayarak benzer koruyucu etkileri insanlarda da tetikleyebilecek yöntemler geliştirmeyi hedefliyor. Henüz erken aşamada olan bu araştırma alanı, yaşlılıkta sağlıklı kalma süresini uzatabilecek ilaç ya da gen terapisi yaklaşımlarına kapı aralayabilir.

Yarasalar aynı zamanda pek çok virüsü barındırmalarına karşın hastalanmadan yaşayabilmeleriyle de dikkat çekiyor; bu da bağışıklık sistemlerinin ne denli özel bir evrim geçirdiğini ortaya koyuyor. Uzun ömür ile hastalığa direncin bu ölçüde bir arada bulunması, onları biyogerontoloji araştırmaları için eşsiz bir model organizma haline getiriyor.