New York'un kalbindeki East Nehri, şehrin gürültülü yaşamının ortasında sessizce akan bir su kütlesi olmasının ötesinde, çevresindeki yaşam hakkında zengin bilgiler taşıyan doğal bir arşiv görevi görüyor. Rockefeller Üniversitesi'nden Mark Stoeckle ve Jesse Ausubel'in öncülük ettiği araştırma ekibi, nehir suyundaki çevresel DNA moleküllerini inceleyerek bu gizli bilgi hazinesini keşfetti.
Çevresel DNA veya kısaca eDNA, canlıların çevrelerine bıraktıkları genetik izler olarak tanımlanıyor. Her canlı, deri hücreleri, saç, tükürük veya diğer biyolojik atıklar yoluyla sürekli DNA parçacıkları yayıyor. Bu moleküller su ortamında bir süre korunarak, o bölgede yaşayan veya geçen türlerin genetik imzalarını taşıyor.
Araştırmacılar, East Nehri'nden topladıkları su numunelerindeki DNA dizilimlerini analiz ederek üç farklı kategoride veri elde ettiler. İlk olarak, nehirdeki balık türlerinin çeşitliliği ve populasyon yoğunluklarını tespit edebildiler. İkinci olarak, nehir yakınlarında yaşayan kuşlar, memeli hayvanlar ve diğer kara hayvanlarının varlığını izleyebildiler.
En dikkat çekici bulgu ise, nehir suyundaki eDNA'nın yakın çevredeki insanların beslenme alışkanlıkları hakkında ipuçları vermesiydi. İnsanların tükettikleri gıdalardan kaynaklanan DNA parçacıkları, kanalizasyon sistemi yoluyla nehre ulaşarak, bölge sakinlerinin genel diyet tercihlerini yansıtıyordu.
PLOS One dergisinde yayınlanan bu çalışma, kentsel ekosistemlerin izlenmesinde çevresel DNA teknolojisinin ne kadar güçlü bir araç olabileceğini gösteriyor ve gelecekte şehir planlaması ile çevre yönetiminde yeni ufuklar açıyor.