Arama · son güncelleme 10 sa önce
1-24 / 84 haber Sayfa 1 / 4
Tıp & Sağlık
23 sa önce

Yanlış Spor Sütyeni Kadınları Spordan Uzaklaştırıyor

Avustralya'da kadın ve kız çocuklarının spora katılımındaki düşüşün arkında beklenmedik bir neden yatıyor: vücuda uymayan spor sütyenleri. Araştırmacılar, yanlış beden veya yetersiz destek sağlayan spor sütyenlerinin fiziksel rahatsızlık, ağrı ve özgüven kaybına yol açtığını ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle ergenlik çağındaki kız çocuklarının sporu bırakma kararlarında belirleyici bir etken olarak öne çıkıyor. Göğüs hareketinin kontrolsüz kalması yalnızca estetik bir sorun değil; omuz, sırt ve boyun ağrısına, hatta uzun vadeli postür bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor. Araştırma, spor ekipmanı tasarımının cinsiyete duyarlı bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ve bu meselenin yalnızca konfor değil, halk sağlığı ve toplumsal cinsiyet eşitliği boyutu olduğunu vurguluyor. Doğru beden spor sütyenine erişimin önündeki engeller arasında yüksek fiyatlar, sınırlı beden seçenekleri ve farkındalık eksikliği sayılıyor. Uzmanlar, bu sorunun çözülmesinin kadın sporcularda sakatlanma riskini azaltabileceğini ve spora katılımı anlamlı ölçüde artırabileceğini belirtiyor.

Phys.org — Sosyal Bilimler 0
Tıp & Sağlık
1 gün önce

Çin'in İki Çocuk Politikası Kadınlarda Beklenmedik Psikolojik Yük Yarattı

Çin, 2015 yılında onlarca yıldır süregelen tek çocuk politikasını gevşeterek tüm çiftlere iki çocuk hakkı tanıdı. Ancak bu politika değişikliğinin beklenmedik bir bedeli oldu: Evli kadınlar arasında depresif belirtiler belirgin biçimde arttı. Yeni bir araştırma, bu psikolojik yükün ardındaki nedenleri mercek altına alıyor. Bulgular, ekonomik baskıların ve aile içi geleneksel rollere ilişkin toplumsal beklentilerin, kadınların ruh sağlığını olumsuz etkilediğine işaret ediyor. İkinci çocuk sahibi olma baskısıyla yüzleşen kadınlar; hem finansal kaygılar hem de annelik sorumluluklarının büyük bölümünü üstlenme zorunluluğuyla baş başa kaldı. Araştırma, aile politikalarının yalnızca demografik sonuçlarının değil, bireylerin —özellikle de kadınların— psikolojik refahı üzerindeki etkilerinin de dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Bu çalışma, politika yapıcılar için önemli bir uyarı niteliği taşıyor: Doğurganlığı artırmaya yönelik teşvik edici politikalar, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle birleştiğinde öngörülemeyen sosyal maliyetler doğurabilir.

PsyPost 0
Nörobilim & Psikoloji
5 gün önce

Yüz Şekli Babalık Algısını Etkiliyor: Geniş Yüz = Koruyucu Baba mı?

Bir erkeğin babalık tarzı hakkında ne düşündüğümüz, yüzüne bakarak şekillenebilir mi? Yeni bir araştırma, bu soruya şaşırtıcı bir yanıt sunuyor. Çalışmaya göre insanlar, yüz genişliği ile yüksekliği arasındaki oran belirli bir eşiği aştığında, o erkeği bilinçdışı olarak 'koruyucu ama az şefkatli' bir baba figürü olarak değerlendiriyor. Yani geniş yüzlü erkekler, çocuklarını tehlikelerden koruma konusunda güçlü ve motive görünürken, sevgi dolu bakım ve duygusal ilgi anlamında daha az yetkin algılanıyor. Araştırmacılar, bu yargıların bilinçli bir düşünme sürecinden değil, anlık ve otomatik değerlendirmelerden kaynaklandığına dikkat çekiyor. Bu bulgu; yüz oranlarının sosyal algı üzerindeki güçlü etkisini bir kez daha gözler önüne sererken, görünüşe dayalı kalıp yargıların ne kadar derinlere işlediğini de ortaya koyuyor. Toplumsal cinsiyet rolleri ve babalık beklentileri açısından değerlendirildiğinde, bu tür önyargıların günlük yaşamda farkında olmadan kararlarımızı nasıl şekillendirebileceği sorusunu da beraberinde getiriyor.

PsyPost 0
Nörobilim & Psikoloji
5 gün önce

43.000 Kadın 14 Yıl İzlendi: Eşitlik Arttıkça Siyasi Görüşler Değişiyor

Psikoloji dünyasında uzun süredir kabul gören bir varsayım vardı: Sosyal eşitliği savunan bireyler, siyasi kurumlara karşı kalıcı bir eleştirel tutum sergiler. Ancak 43.000'den fazla kadını 14 yıl boyunca takip eden kapsamlı yeni bir araştırma, bu varsayımı temelden sarsıyor. Çalışma, toplumsal cinsiyet eşitliğinin arttığı ülkelerde eşitlikçi eğilimli bireylerin mevcut siyasi düzeni savunmaya başladığını ortaya koyuyor. Başka bir deyişle, insanların sistemi eleştirip eleştirmemesi yalnızca kişilik özelliklerine değil, içinde yaşadıkları toplumun gerçek eşitlik düzeyine de bağlı. Bu bulgu; siyasi psikoloji, sosyal değişim ve toplumsal cinsiyet çalışmaları açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Araştırma, bireylerin değerlerinin sabit olmadığını, toplumsal koşullarla birlikte dinamik biçimde şekillendiğini güçlü bir veriyle destekliyor.

PsyPost 0
Tıp & Sağlık
8 Sep

Kadınlar Cinsel Şiddete Karşı 9.000'den Fazla Savunma Yöntemi Geliştiriyor

Yeni bir araştırma, kadınların cinsel şiddete karşı geliştirdiği savunma stratejilerini sistematik biçimde ilk kez haritalandırdı. Çalışmada kadınlar, tehdide ve duruma göre değişen 9.000'i aşkın olası önlem ve tepki yöntemi tanımladı. Araştırma, bu stratejilerin tehdidin kaynağına —yabancı biri mi, tanıdık biri mi— ve saldırının gerçekleşip gerçekleşmediğine göre önemli farklılıklar gösterdiğini ortaya koyuyor. Bulgular, cinsel şiddetle mücadelede bireysel savunma mekanizmalarının ne denli çeşitli ve bağlama özgü olduğunu gözler önüne seriyor. Bu tür araştırmaların önemi, kadınların deneyimlerini merkezine alarak koruyucu politika ve eğitim programlarının daha gerçekçi temellere oturtulmasına katkı sağlamasında yatıyor.

PsyPost 0
Nörobilim & Psikoloji
4 Sep

Görünüşünüze Odaklanmak Cinsiyetçi İnançları Güçlendiriyor

Yeni bir araştırma, insanların kendi fiziksel görünüşlerine odaklandıklarında 'iyi huylu cinsiyetçilik' olarak bilinen inançları daha kolay benimsediklerini ortaya koyuyor. Hem erkeklerde hem de kadınlarda gözlemlenen bu eğilim, görünüş kaygısıyla başa çıkmanın psikolojik bir yolu olarak işlev görebilir. İyi huylu cinsiyetçilik; kadınları zayıf ve korunmaya muhtaç gören, görünürde olumlu ama aslında kısıtlayıcı kalıpları içeren bir inanç sistemidir. Araştırmacılar, beden farkındalığının bu tür inançları tetikleyebileceğini ve bunun toplumsal cinsiyet eşitliği açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini vurguluyor. Çalışma, görünüş odaklı kültürel baskıların yalnızca bireysel özgüven sorunlarına değil, toplumsal cinsiyet algılarına da doğrudan etki ettiğini göstermesi bakımından dikkat çekici.

PsyPost 1
Teknoloji & Yapay Zeka
3 Sep

Savaş Dönemlerinde Erkek Politikacıların Dili Değişiyor

İsrail Kneset'i üzerinde yürütülen yeni bir araştırma, politikacıların kullandığı dilin içeriği ile önerdikleri politikalar arasındaki ilişkiyi ortaya koydu. Çalışmaya göre, konuşmalarında bakım ve empati odaklı ifadelere yer veren politikacılar daha yapıcı politika önerileri sunuyor. Araştırmada dikkat çekici bir bulgu öne çıktı: Kadın politikacılar bu tür bir dili sürekli ve tutarlı biçimde kullanırken, erkek politikacılarda bakım temelli dil kullanımı özellikle yoğun savaş dönemlerinde belirgin şekilde artış gösteriyor. Bu durum, kriz anlarının erkeklerin siyasi iletişim biçimini geçici de olsa dönüştürebildiğine işaret ediyor. Bulgular, dil analizi ile siyaset biliminin kesişim noktasında önemli sorular doğuruyor: Empati odaklı söylem gerçekten daha iyi yönetişime yol açar mı, yoksa yalnızca sembolik bir jest midir? Araştırma, siyasi söylemin yalnızca retorik bir araç olmadığını, aynı zamanda politika kalitesinin bir yansıması olabileceğini öne sürüyor.

PsyPost 0
Biyoloji & Yaşam Bilimleri
2 Sep

Erkekler ve Kadınlar Giderek Birbirine mi Benziyor?

Yeni bir araştırma, kadınlar ve erkekler arasındaki kişilik özelliklerinin genç nesillerde belirgin biçimde azaldığını ortaya koyuyor. Küresel anket verilerini inceleyen bilim insanları, güven duygusu ve risk toleransı gibi temel ekonomik tercihler açısından cinsiyet farklılıklarının yaşlı nesillere kıyasla gençlerde çok daha az belirgin olduğunu saptadı. Bu bulgu, toplumsal cinsiyet rollerinin tarihsel süreçte ne denli değişken ve kültürel bağlama duyarlı olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Araştırmacılar, bu daralmanın yalnızca biyolojik değil, sosyoekonomik ve kültürel faktörlerle de yakından ilişkili olduğunu vurguluyor. Eğitim fırsatlarının eşitlenmesi, iş gücüne katılımın artması ve değişen toplumsal normların bu süreci hızlandırdığı düşünülüyor. Sonuçlar, insan davranışının ve tercihlerinin biyolojik cinsiyetten bağımsız olarak çevre tarafından şekillendirilebileceğine dair önemli ipuçları sunuyor.

PsyPost 0
Biyoloji & Yaşam Bilimleri
1 Sep

Saha Araştırmalarında Cinsel Şiddet: Bireysel Sorun Değil, Yapısal Kriz

BioScience dergisinde yayımlanan yeni bir Görüş yazısı, ekolojik saha çalışmalarında yaşanan toplumsal cinsiyet kaynaklı şiddet ve cinsel şiddet vakalarının, birbirinden bağımsız olaylar olarak değil; saha araştırmalarının nasıl organize edildiğine dair köklü bir yapısal sorun olarak ele alınması gerektiğini savunuyor. Yazıya göre bu durum yalnızca araştırmacıların güvenliğini tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda üretilen bilimsel bilginin kalitesini ve kapsamını da doğrudan etkiliyor. Saha koşullarının getirdiği izolasyon, hiyerarşik güç ilişkileri ve hesap verebilirlik mekanizmalarının yetersizliği, bu tür şiddetin önünü açan yapısal etkenler olarak öne çıkıyor. Araştırmacılar, sorunun kurumsal düzeyde tanınması ve saha araştırmalarının tasarımından itibaren güvenliği merkeze alan sistemik çözümler geliştirilmesi çağrısında bulunuyor. Ekoloji ve çevre bilimleri gibi yoğun saha çalışması gerektiren disiplinlerin bu sorunu görmezden gelmesi, hem araştırmacı çeşitliliğini hem de bilimin bütünlüğünü zedeliyor.

Phys.org — Sosyal Bilimler 0
Teknoloji & Yapay Zeka
28 Aug

Cinsiyetler Arası Siyasi Uçurum Sandığınız Kadar Derin Değil

Son yıllarda erkekler ve kadınlar arasında siyasi görüşlerin giderek ayrıştığına dair yaygın bir kanı oluştu. Ancak yeni bir araştırma bu tablonun abartıldığına işaret ediyor. Bilim insanları, iki cinsin siyasi tutumlarının aslında büyük ölçüde paralel seyrettiğini ortaya koydu. Araştırmaya göre kamuoyundaki dönüşümleri tetikleyen asıl faktör, nesiller arası değer farklılıkları değil; savaşlar, ekonomik krizler veya toplumsal sarsıntılar gibi büyük ulusal olaylar. Başka bir deyişle, bir toplumu derinden etkileyen bir gelişme yaşandığında erkekler ve kadınlar birlikte ve benzer yönlerde fikir değiştiriyor. Bu bulgu, medyada sıkça işlenen 'cinsiyet savaşları' anlatısını sorgulatıyor ve siyasi kutuplaşmanın cinsiyete dayalı boyutunu yeniden değerlendirmemizi gerektiriyor.

PsyPost 0
Teknoloji & Yapay Zeka
26 Aug

Yaşlı Kadınlar ve Cinsel Şiddet: Görünmez Bir Kriz

Avustralya'da yaşlı kadınlara yönelik cinsel şiddet, hem medyada hem de kamuoyu gündeminde büyük ölçüde görmezden gelinen ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Araştırmalar, bakım evlerinde haftada yaklaşık 50 cinsel saldırı vakasının yaşandığını ortaya koyuyor. Buna karşın bu vakalar nadiren haber değeri taşıyor ve kamuoyunun dikkatini çekemiyor. Sosyal bilimciler, bu durumun yalnızca bir medya sorunu olmadığını; yaşlı kadınların toplumsal olarak görünmez kılınmasının ve cinsel şiddet mağduru profiliyle ilgili kalıp yargıların bir yansıması olduğunu vurguluyor. Şiddeti uygulayan kişilerin çoğunlukla yakın partner ya da tanıdık birisi olduğu bu vakalarda, mağdurlar hem yaşları hem de bakıma muhtaç konumları nedeniyle çifte bir kırılganlıkla karşı karşıya kalıyor. Araştırmacılar, bu sorunun daha kapsamlı biçimde ele alınabilmesi için raporlama pratiklerinin, hukuki yapıların ve toplumsal farkındalığın birlikte dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Phys.org — Sosyal Bilimler 0
Teknoloji & Yapay Zeka
25 Aug

Aile İçi Şiddetten Kaçmanın Görünmeyen Faturası

La Trobe Üniversitesi liderliğinde yürütülen yeni bir araştırma, aile içi şiddetten kaçmaya çalışan ailelerin katlandığı gizli ekonomik yükleri mercek altına alıyor. Güvenli bir yaşam kurmanın yalnızca duygusal değil, ciddi bir mali bedeli olduğunu ortaya koyan bu çalışma, politika yapıcıların ve sosyal hizmet uzmanlarının büyük ölçüde göz ardı ettiği bir soruyu ele alıyor: Bir aile güvende olmak için ne kadar harcamak zorunda kalıyor? Barınak bulmaktan yasal süreçlere, taşınma masraflarından çocuk bakımına uzanan bu maliyetler, mağdurların sisteme yeniden entegrasyonunu zorlaştırıyor ve döngüsel yoksulluğa zemin hazırlıyor. Araştırma, aile içi şiddete müdahale stratejilerinin yalnızca fiziksel güvenliği değil, ekonomik güvenceyi de merkeze alması gerektiğine dair önemli bulgular sunuyor. Sosyal bilimler alanında dikkat çekici bir katkı niteliği taşıyan bu çalışma, güvenliğin bir hak olduğu kadar ciddi bir ekonomik yük de olabileceğini gözler önüne seriyor.

Phys.org — Sosyal Bilimler 0
Nörobilim & Psikoloji
25 Aug

Erkek Kurbanlar Neden Suskunluğu Seçiyor? Utanç ve Suçlanma Korkusu

Yakın partner şiddetine maruz kalan erkeklerin büyük çoğunluğu yardım aramak yerine sessiz kalmayı tercih ediyor. Yeni bir araştırma, bu sessizliğin ardındaki nedenleri derinlemesine inceleyerek utanç duygusunun, yanlış suçlanma korkusunun ve kültürel engellerin erkekleri destek aramaktan nasıl alıkoyduğunu ortaya koyuyor. Çalışma, Siyah, Latino ve Beyaz erkekler arasındaki farklı deneyimleri de ele alarak her grubun kendine özgü kültürel baskılarla karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Erkeklik algısıyla doğrudan çelişen bu mağduriyet durumu, pek çok erkeğin yaşadıklarını bir şiddet biçimi olarak tanımlamasını dahi güçleştiriyor. Araştırma bulguları, mevcut destek sistemlerinin erkek kurbanların ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığına ve bu alanda daha kapsayıcı yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğuna işaret ediyor.

PsyPost 0
Nörobilim & Psikoloji
24 Aug

Kadınlar Neden Başarılarını Küçümser? Bilim Yanıtladı

Yeni bir araştırma, kadınların iş hayatında ve sosyal ilişkilerde neden kendi başarılarını öne çıkarmaktan kaçındığına dair çarpıcı bulgular ortaya koyuyor. Çalışmaya göre kadınlar, başarılarını abartarak anlattıklarında —özellikle diğer kadınlardan— sert sosyal yargılarla karşılaşacaklarını öngörüyor ve bu yüzden stratejik olarak mütevazı bir tutum benimsiyorlar. Araştırmacılar, bu davranışın rastlantısal değil, bilinçli bir sosyal adaptasyon stratejisi olduğunu vurguluyor. Bulgular, kadınların iş yerinde kendilerini tanıtma ve öne çıkma süreçlerinde karşılaştıkları görünmez engellere yeni bir perspektif getiriyor. Yani mesele yalnızca özgüven eksikliği değil; sosyal ceza mekanizmalarından korunma ihtiyacı. Bu durum, kadınların kariyer gelişimini doğrudan etkileyen ve çoğu zaman göz ardı edilen bir dinamiği gün yüzüne çıkarıyor.

PsyPost 0
Arkeoloji & Tarih
24 Aug

Homeros'un Sirenlerini Yeniden Okumak: Toplumsal Cinsiyet ve Doğa Üzerine

Homeros'un destanı Odysseia'nın en gizemli figürleri arasında yer alan Sirenler, şaşırtıcı biçimde eserde neredeyse hiç betimlenmemiştir. Odysseus'u sonsuz bilgelik vaadiyle cezbeden bu varlıklar hakkında Yunan şair son derece az ayrıntı vermiştir. Peki bu 'biçimsiz', bedensel özellikleri belirsiz dişil yaratıkları daha iyi anlamak, bu zamansız öğreti mitine ne katabilir? Yeni bir akademik çalışma, Sirenleri yalnızca mitolojik birer unsur olarak değil; toplumsal cinsiyet, doğa ile toplumsal düzen arasındaki gerilimi simgeleyen derin birer metafor olarak ele almaktadır. Araştırmacılar, Sirenlerin antik Yunan düşüncesinde 'kontrol edilemeyen dişil güç' ile 'bilginin tehlikesi' kavramlarını nasıl bir araya getirdiğini sorgulamaktadır. Bu yaklaşım, mitolojinin yalnızca edebi bir miras değil, dönemin toplumsal normlarını ve doğa algısını yansıtan canlı bir belge olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma; mit, ekoloji ve toplumsal cinsiyet çalışmalarını birbirine bağlayan disiplinlerarası bir perspektif sunmaktadır.

Phys.org — Sosyal Bilimler 0
Teknoloji & Yapay Zeka
21 Aug

Göçmen Kadınlar Şiddetli İlişkilerden Neden Daha Zor Ayrılıyor?

Şiddet içeren bir ilişkiyi terk etmek hiç kolay değil; ancak göçmen kadınlar için bu süreç çok daha karmaşık bir hal alabiliyor. Araştırmalar, geleneksel kültürel beklentiler ve dini normlar içinde yetişen kadınların 'iyi kadın' rolüne ilişkin içselleştirilmiş inançlar taşıdığını ortaya koyuyor. Bu inançlar, aileyi bir arada tutmayı kadının temel sorumluluğu olarak tanımlıyor ve sessizce katlanmayı erdem sayıyor. Göçmen kadınlar buna ek olarak dil engeli, ekonomik bağımlılık, yasal statü belirsizliği ve sosyal izolasyon gibi sistemik engellerle de mücadele etmek zorunda kalıyor. Yabancı bir ülkede, destek ağlarından uzakta ve bazen yalnızca şiddet uygulayan partnerleri aracılığıyla topluma bağlı olduklarında yardım aramak çok daha güç hale geliyor. Bu bağlamda yapılan sosyal bilim araştırmaları, göçmen kadınların güvende hissedebilmesi için kültürel olarak duyarlı destek mekanizmalarına, çok dilli kaynaklara ve yasal statüden bağımsız koruma güvencelerine ihtiyaç duyduğunu vurguluyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve göç kesişiminde yürütülen bu çalışmalar, politika yapıcılar için de önemli yol gösterici bulgular sunuyor.

Phys.org — Sosyal Bilimler 0
Teknoloji & Yapay Zeka
18 Aug

Erkek Çocuklar Şefkat Görmeden Büyüyorsa, Şiddet Kaçınılmaz mı?

Avustralya'da kadına yönelik şiddet olaylarının yeniden gündeme gelmesiyle birlikte araştırmacılar, sorunun kökenine ilişkin önemli bir soruyu tekrar masaya yatırıyor: Erkek çocuklar empati ve şefkat gibi değerler konusunda neden bu kadar az eğitim alıyor? Sosyal bilimciler, aile içi şiddetin yalnızca bireysel davranış bozukluklarıyla değil, toplumun erkeklere yönelik yetiştirme biçimiyle de doğrudan ilişkili olduğunu vurguluyor. Araştırmalar, geleneksel erkeklik normlarının çocukluk çağından itibaren duygusal ifadeyi bastırdığını ve bu durumun ilerleyen yaşlarda sağlıklı ilişki kurma becerisini olumsuz etkilediğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, önleyici yaklaşımların yalnızca şiddet sonrası müdahaleye değil, eğitim sistemine ve aile içi sosyalleşme süreçlerine odaklanması gerektiğini savunuyor. Buna göre erkek çocuklara erken yaştan itibaren öğretilen şefkat, sorumluluk ve duygusal farkındalık becerileri, yetişkinlikte şiddet eğilimini azaltabilecek en etkili araçlardan biri olarak öne çıkıyor.

Phys.org — Sosyal Bilimler 0
Teknoloji & Yapay Zeka
18 Aug

Kibar Tartışma Kimin İşine Yarar? Erken Feminist Düşünürlerin Cevabı

Tarih boyunca 'ılımlı ol, saygılı konuş' tavsiyesi çoğunlukla güçsüz konumdakilere verilmiştir. Oysa 17. ve 18. yüzyılın öncü feminist düşünürleri Mary Astell ve Catharine Macaulay, erkek meslektaşlarının bu yöndeki baskılarına karşı çıkarak ateşli bir söylemi bilinçli olarak benimsedi. Peki bu neden önemliydi? Siyaset felsefesi ve retorik üzerine yapılan güncel akademik çalışmalar, kibarlık normlarının aslında mevcut güç dengesini koruyan araçlar olduğunu öne sürmektedir. Marjinalleştirilmiş gruplar sakin ve ölçülü bir dil kullandığında, söyledikleri kolayca görmezden gelinebilmekte ya da 'abartılı' bulunan argümanlar geçersiz sayılabilmektedir. Astell ve Macaulay, bu dinamiği erken sezinleyerek tutkulu ve kararlı bir söylemin —yani 'fanatizm' olarak etiketlenenin— aslında siyasi bir zorunluluk olduğunu savunmuştur. Bu tartışma yalnızca tarihsel bir merak konusu değil; bugün kamusal alanda kimin nasıl konuşması gerektiğine dair süregelen normları sorgulamak için de güçlü bir çerçeve sunmaktadır.

Aeon — Felsefe & Fikirler 0
Biyoloji & Yaşam Bilimleri
17 Aug

Gençler Kadınlara Karşı Daha Düşmanca Tutumlar Sergiliyebiliyor

Melbourne Üniversitesi'nden yeni bir araştırma, genç kuşakların yaşlı bireylere kıyasla kadınlara yönelik çok daha olumsuz ve düşmanca tutumlar benimseme eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmacılar açısından dikkat çekici olan yalnızca bu tutumların varlığı değil, aynı zamanda sınıf içi davranışlara doğrudan yansıması. Yani ölçülen bu eğilimler soyut kalmıyor; okul ortamında somut davranış biçimlerine dönüşüyor. Bulgular, toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin genel beklentilerin tersine, genç neslin daha ilerici değerlere sahip olduğu varsayımını sorgulatıyor. Araştırma, bu tutumların nasıl şekillendiğini ve hangi faktörlerin bu eğilimi beslediğini anlamak açısından önemli bir başlangıç noktası sunuyor. Sosyal medyanın, çevrimiçi toplulukların ve kültürel içeriklerin gençlerin tutumları üzerindeki etkisi, araştırmanın arka planında değerlendirilen etkenler arasında yer alıyor. Sonuçlar, eğitimciler ve politika yapıcılar için de önemli sinyaller taşıyor.

Phys.org — Sosyal Bilimler 0
Biyoloji & Yaşam Bilimleri
13 Aug

Biseksüel Kadınlara Yönelik Cinsel Saldırıda Erkek Tutumlarının Rolü

Klinik psikoloji doktora adayı Alexis Sheffield'ın yürüttüğü yeni bir araştırma, biseksüel kadınların cinsel saldırıya uğrama oranlarının neden diğer gruplara kıyasla daha yüksek olduğunu anlamaya çalışıyor. Çalışma, üniversiteli erkeklerin biseksüel kadınlara yönelik tutumları ile bu kadınların 'hayır' yanıtlarını görmezden gelme eğilimi arasındaki bağlantıyı mercek altına alıyor. Araştırma bulguları, belirli önyargılı tutumların ve efsanelerin, biseksüel kadınları cinsel açıdan daha 'erişilebilir' ya da rızaya daha az önem veren bireyler olarak algılayan bir zihniyeti besleyebileceğine işaret ediyor. Bu tür algıların, reddedilme durumlarında direnç gösterme ve ısrar etme davranışlarıyla doğrudan ilişkili olduğu düşünülüyor. Çalışma, biseksüelliğe özgü sosyal damgalanmanın somut ve ölçülebilir riskler doğurduğunu ortaya koyması bakımından önem taşıyor; cinsel yönelime dayalı ayrımcılığın yalnızca sosyal bir sorun olmadığını, fiziksel güvenliği de doğrudan etkileyen bir faktör olduğunu vurguluyor.

Phys.org — Sosyal Bilimler 0
Tıp & Sağlık
13 Aug

Erkekler Neden Yardım İstemiyor? Aile İçi Şiddet Araştırması Cevaplıyor

Aile içi şiddet deneyimleyen erkeklerin neden yardım aramakta zorlandığı, George Mason Üniversitesi'nin yeni araştırmasıyla gün yüzüne çıktı. Kadınlara kıyasla çok daha düşük oranlarda destek arayan erkeklerin önündeki en büyük engellerin utanç, damgalanma korkusu ve kültürel baskılar olduğu belirlendi. Araştırma ayrıca yaşananları özel bir mesele olarak görme eğiliminin, misillemeden duyulan kaygının ve 'inanılmayacağım' düşüncesinin de bu konuda belirleyici rol oynadığını ortaya koyuyor. Bulgular, toplumsal cinsiyet kalıplarının mağdur erkekleri sessizliğe nasıl mahkûm ettiğini ve mevcut destek sistemlerinin bu gruba neden yeterince ulaşamadığını anlamamız açısından kritik bir öneme sahip. Aile içi şiddetin yalnızca kadınları etkileyen bir sorun olmadığını hatırlatan bu araştırma, erkek mağdurlara yönelik kapsamlı ve kültürel açıdan duyarlı yardım mekanizmalarının geliştirilmesi gerekliliğini de gözler önüne seriyor.

Phys.org — Sosyal Bilimler 0
Nörobilim & Psikoloji
13 Aug

Erkek Şiddet Mağdurları Neden Yardım İstemiyor? 1200 Kişilik Araştırma Yanıtladı

Yakın ilişkilerde şiddete uğrayan erkeklerin büyük çoğunluğu bu durumu kimseyle paylaşmıyor. 1.200 erkek üzerinde yürütülen yeni bir araştırma, bu sessizliğin ardındaki nedenleri mercek altına aldı. Utanç duygusu, toplumsal damgalanma korkusu ve kültürel baskılar, mağdurların profesyonel destek ya da resmi yardım mekanizmalarına başvurmasının önündeki en büyük engeller olarak öne çıkıyor. Araştırma, 'erkekler güçlü olmalı' gibi köklü toplumsal kalıpların, şiddete maruz kalan bireylerin kendini ifade etmesini ciddi ölçüde zorlaştırdığını ortaya koyuyor. Buna ek olarak, mevcut destek sistemlerinin büyük bölümünün yalnızca kadın mağdurları gözetecek biçimde tasarlanmış olması, erkeklerin bu kaynaklara ulaşmasını daha da güçleştiriyor. Bulgular; aile içi şiddet meselesinin cinsiyetten bağımsız ele alınması gerektiğini ve erkek mağdurlara yönelik özel, kapsayıcı politikaların geliştirilmesinin ne denli acil olduğunu gözler önüne seriyor. Araştırmacılar, farkındalık çalışmalarının ve destek hizmetlerinin bu boşluğu kapatmada kritik bir rol oynayabileceğini vurguluyor.

Neuroscience News 4
Nörobilim & Psikoloji
6 Aug

Psikolojik Sıkıntı Erkekleri Daha Fazla Yalnızlaştırıyor: 14 Yıllık Araştırma

Sosyal destek, ruh sağlığını hem erkekler hem de kadınlar için olumlu etkiliyor; ancak yeni bir araştırma, erkeklerin bu konuda kendine özgü bir kısır döngüye girdiğini ortaya koyuyor. 14 yıl boyunca yürütülen uzun soluklu çalışma, psikolojik sıkıntı yaşayan erkeklerin kadınlara kıyasla çok daha fazla içe kapandığını ve zamanla sosyal bağlarını yitirdiğini gösteriyor. Bu durum, ruh sağlığı bozuldukça sosyal ağın da çözülmesi anlamına geliyor; yani destek en çok gerektiği anda erişilemez hale geliyor. Erkeklerin sosyal yardım arama konusundaki geleneksel tutumları ve toplumsal cinsiyet normlarının bu süreci nasıl şekillendirdiği, araştırmacıların dikkat çektiği önemli noktalar arasında yer alıyor. Bulgular, erkeklere yönelik ruh sağlığı müdahalelerinin yalnızca bireysel psikolojik desteğin ötesine geçip sosyal bağlantıyı korumaya odaklanması gerektiğine işaret ediyor.

PsyPost 0
Teknoloji & Yapay Zeka
5 Aug

Okul İletişiminde Anne Refleksi: Babalar Neden Hâlâ İkinci Planda Kalıyor?

Yeni bir araştırma, okul yönetimleri ve öğretmenlerin acil durum bildirimleri, etkinlik hatırlatmaları ve günlük yazışmalarda anneleri otomatik olarak 'birincil ebeveyn' olarak hedef aldığını ortaya koyuyor. Her ne kadar toplumsal cinsiyet rolleri son on yıllarda önemli ölçüde dönüşüm geçirmiş olsa da okulların iletişim pratiklerinin bu değişime ayak uyduramadığı görülüyor. Araştırmacılar, ebeveyn kayıt formlarından e-posta listelerine kadar pek çok kurumsal sürecin anneleri varsayılan muhatap olarak konumlandırdığını tespit etti. Bu durumun yalnızca bir alışkanlık meselesi olmadığı, aynı zamanda kurumsal hafızaya ve okul kültürüne işlemiş yapısal bir örüntü olduğu vurgulanıyor. Bulgular, iş dünyasında çift kariyer sahibi ailelerin giderek yaygınlaştığı ve babaların ev içi sorumluluklara daha fazla katıldığı günümüz koşullarında özellikle dikkat çekici. Uzmanlar, bu iletişim alışkanlığının anneler üzerinde görünmez bir zihinsel yük oluşturabileceğine ve babaları ebeveynlik süreçlerinin dışında tutabileceğine dikkat çekiyor.

Phys.org — Sosyal Bilimler 0