Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), dünya genelinde çocuklar arasında en sık görülen nörogelişimsel bozukluklardan biri. Ancak yeni bir araştırma, bu durumu yalnızca bireysel bir gelişim meselesi olarak değil, aile dinamikleri üzerinde de izi olan bir etken olarak ele alıyor.

Araştırmacılar, çocukların DEHB'e yönelik genetik yüklerini poligenik risk skorları aracılığıyla ölçtü. Bu skorlar, bireyin binlerce gen varyantından hesaplanan ve belirli bir bozukluğa yakalanma olasılığını tahmin etmeye yarayan istatistiksel araçlar. Sonuçlar, çocuğun DEHB poligenik risk skoru yükseldikçe ebeveynlerin ayrılma ya da boşanma ihtimalinin de belirgin biçimde arttığını gösterdi.

Bu bulgunun özellikle ilgi çekici yanı şu: Söz konusu ilişki, ebeveynlerin kendi DEHB yatkınlıkları hesaba katıldıktan sonra bile anlamlılığını koruyor. Yani çocuğun genetik profili, annenin ya da babanın genetik özelliklerinden bağımsız olarak aile istikrarıyla ilişkilendirilebiliyor.

Araştırmacılar bu ilişkiyi açıklamak için birkaç olası mekanizma öneriyor. DEHB'e genetik yatkınlığı yüksek olan çocuklar, daha zorlu davranış örüntüleri sergileyebilir; bu da ebeveynlik stresini artırabilir ve çiftler arasındaki gerginliği derinleştirebilir. Kronik stres altındaki bir ilişkide ayrılık olasılığının yükseldiği ise uzun süredir bilinen bir gerçek.

Öte yandan araştırmacılar, bulgularını yorumlarken ihtiyatlı bir dil kullanıyor. Genetik yatkınlık ile ebeveyn ayrılığı arasındaki ilişkinin nedensel bir bağa mı yoksa başka ortak faktörlere mi dayandığını kesin olarak söylemek şu aşamada mümkün değil. Ayrıca sosyoekonomik koşullar, kültürel farklılıklar ve destek sistemlerine erişim gibi etkenler de bu tabloyu karmaşıklaştırıyor.

Bununla birlikte çalışma, bilim dünyasında giderek daha fazla ilgi gören bir kavramı güçlendiriyor: Çocuklar, pasif birer alıcı olmak yerine kendi aile ortamlarını şekillendiren aktif etkenler olabilir. Bu perspektif, hem aile terapisi hem de genetik danışmanlık alanlarında yeni yaklaşımların kapısını aralıyor.