Okul yılı başladığında listelerin, formların ve e-postaların büyük çoğunluğunun annelere yöneldiğini fark ettiniz mi? Bu bir tesadüf değil. Yeni yayımlanan sosyal bilimler araştırması, okul kurumlarının yazışma ve bildirim pratiklerinde anneleri sistematik biçimde 'birincil ebeveyn' olarak konumlandırdığını gösteriyor.

Araştırmacılar, kayıt formlarından acil durum iletişim listelerine, etkinlik duyurularından ödev hatırlatmalarına uzanan geniş bir veri setini inceledi. Bulgular, annelerin yalnızca daha sık iletişim kurulmakla kalmayıp aynı zamanda kurumsal süreçlerin tasarımında 'varsayılan muhatap' olarak belirlendiğini ortaya koydu. Babalar ise çoğunlukla ikincil iletişim kişisi ya da yedek muhatap olarak listeleniyor.

Bu tablo özellikle günümüz koşullarıyla kıyaslandığında çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Çift kariyerli ailelerin yaygınlaşması, babaların ev içi ve ebeveynlik sorumluluklarına daha fazla katılım göstermesi gibi toplumsal dönüşümlere karşın okul iletişim sistemlerinin bu değişimi yansıtmadığı görülüyor.

Uzmanlar, söz konusu durumun anneler üzerinde 'zihinsel yük' olarak adlandırılan görünmez bir baskı yarattığını belirtiyor. Okul ile aile arasındaki bilgi akışının neredeyse tamamen annelerden geçmesi, bu bilginin babalarla paylaşılması sorumluluğunu da annelere yüklüyor. Bu döngü, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştiren kurumsal bir mekanizmaya dönüşebiliyor.

Araştırma aynı zamanda çözüm yollarına da işaret ediyor. Okul yönetimlerinin iletişim formlarını ve sistemlerini gözden geçirerek her iki ebeveyni eşit biçimde dahil eden yapılar kurması öneriliyor. Küçük görünen bu idari değişikliklerin, ebeveynlik eşitsizliklerini azaltmada anlamlı bir fark yaratabileceği vurgulanıyor.

Sosyal bilimlerde 'kurumsal cinsiyet yanlılığı' olarak tanımlanan bu olgu, okulların tek başına değil, toplumsal normları yeniden üreten daha geniş bir sistemin parçası olarak değerlendirilmesini gerektiriyor.